Hayatın çok anlamsız ve boş mu geliyor ?

Hayatım çok anlamsız ve boş geliyor.

Sürekli daha fazla bir şey olmalı diye düşünüyorum.

Daha fazla bir şeylerin olmasını istiyorum. Sonsuz bir şekilde dahası var ama senin istemen ona ulaşmak için bir engel. Arzu etmek seni çevreleyen bir duvar gibidir; arzulamamak bir kapı haline gelir. Bu hayatın en paradoksal ama çok temel bir kanunudur: Arzula ve kaçıracaksın, arzulama, o senindir. İsa, ara ve onu bulacaksın der. Buda ise der ki: Arama; aksi taktirde onu kaçıracaksın. İsa der ki: İste ve o sana verilecektir. İsa, kapıyı çal ve kapılar açılacaktır der. Buda, bekle… bak… kapılar kapalı falan değil der. Kapıyı çalıyorsan eğer, kapıyı çalmanın kendisi başka bir yeri – duvarı – yokladığını gösterir çünkü kapılar her zaman açıktır. İsa, Buda kadar aydınlanmıştır çünkü çok aydınlanmak ya da az aydınlanmak gibi bir şey söz konusu değildir. O halde bu fark niçin var? Fark İsa’nın konuştuğu insanlardan kaynaklanır. İsa bir yola girmemiş, hayatın gizemlerine kendisini açmamış insanlara konuşur. Buda tamamıyla farklı türden bir gruba; bir yola girmiş, ehil olmuş, paradoksal olanı anlayabilecek olanlara konuşur. Paradoksal gizemli demektir. Diyorsun ki “Hayatım çok anlamsız ve boş geliyor…” O, çok anlamsız ve boş geliyor çünkü hep daha fazlası için yanıp tutuşuyorsun. Yanıp tutuşmayı bırak ve sonrasında çok kökten bir dönüşüm yaşayacaksın. Daha fazlasını istemeyi durdurduğun anda birden boşluk kaybolur. Boşluk daha fazlasını istemenin bir yan ürünüdür, o daha fazlasını arzulamanın bir gölgesidir. Bırak arzulama kaybolsun ve geri dönüp bak; artık gölge yoktur. Zihnimiz, daha fazlasını; sürekli olarak daha fazlasını istemektir. Ne kadarına sahip olduğun hiçbir şeyi değiştirmez, zihin daha fazlasını istemeyi sürdürecektir. Ve o daha fazlasını istemeye devam edeceği için de sen sürekli olarak boş olduğunu, çok şeyi kaçırdığını hissediyorsun. Anlayabiliyor musun? Boşluk hissi daha fazla istemek tarafından yaratılır. Boşluk mevcut değildir, o boş bir inançtır ama sen arzunun ağına takıldığında çok gerçek görünür. . Hiçbir şeyin yetişmeyeceği taşların üzerine yağacaktır; koşulsuzca yağacaktır. Burası yağılacak doğru yer midir değil midir diye sormayacaktır. O yağmur suyuyla o kadar yüklenmiştir ki kendini yükten kurtarmak için yağmak zorundadır.Arzunun senin boşluğunun nedeni olduğunu anla. Arzulamanı izle ve izlemenin içindeyken o kaybolur ve onunla birlikte boşluk da kaybolur. Sonra çok derin bir tatmin gelir. O kadar dolu hissedersin ki taşmaya başlarsın. O kadar çok vardır ki paylaşmaya başlarsın, vermeye; sırf vermenin zevki için vermeye başlarsın, başka bir şey için değil. Yağmur suyuyla ağzına kadar yüklü bir bulut gibi: Bir yere yağmak dolarsın ki paylaşmaya başlarsın. Bu kendiliğinden olur. Ve o zaman hayatta anlam vardır, o zaman hayatta önem vardır. O zaman şiir, güzellik zarafet mevcuttur. O zaman müzik, ahenk vardır; hayat bir dansa dönüşür.Arzulama yok olduğunda öylesine saadetle dolar, öylesine tatminle dolar, öylesine Bu boşluk ve anlamsızlık senin yaptığın bir şeydir, o yüzden onu tersine çevirebilirsin. “Gerçekten olan şeyin hepsi bu mu?” diye soruyorsun. Sorunu yaratan budur. Ve ben daha fazlası yoktur demiyorum; hayal bile edemeyeceğinden çoğu var. Onu gördüm, onu duydum, onu yaşadım; sonsuz miktarda dahası var! Ancak, şayet arzulama sürerse onunla hiçbir zaman temasa geçemeyeceksin. Arzulamak bir duvardır, arzulamamak ise bir köprüdür. Saadet bir arzulamama halidir, ıstırap bir arzulama halidir. “Gerçekten olan şeyin hepsi bu mu?” diyorsun. Ne kadar istersen, o kadar kaçırırsın. Seçim senin. Istırap içerisinde kalmak istersen daha çok, daha ve daha çok iste ve daha ve daha çok kaçıracaksın. Bu senin seçimin, unutma, bu senin sorumluluğun. Kimse seni zorlamıyor. Şayet gerçekten olanı görebilirsen, gelecek için, daha fazlası için yanıp tutuşma. Sadece olanı gör. Zihin sürekli olarak istiyor, arzuluyor, talep ediyor ve yoksunluk duygusu yaratıyor çünkü o beklentiler üzerinde yaşar. Tüm dünya anlamsız hissetmekten ıstırap çekiyor ve bunun nedeni de şimdiye kadar hiç olmadığı kadar çok arzu duyuyor. İlk defa insan şimdiye dek arzuladığından daha çoğunu arzuluyor. Bilim ona daha çok arzu etmesi için çok fazla umut vermiş, desteklemiştir. Yirminci yüzyılın başlarında dünyanın her tarafında çok büyük bir iyimserlik vardı ve herkes, “Altın çağ geldi, hemen köşe başında duruyor. Ona eriştik. Hayat süremizin içinde cennetin yeryüzüne indiğini görebileceğiz” diye düşünüyordu. Doğal olarak herkes daha fazlasını ve daha fazlasını ve daha fazlasını arzulamaya başladı. Cennet dünyaya inmedi. Onun yerine dünya bir cehenneme döndü. Bilim senin arzularını serbest bıraktı, senin arzularını destekledi. Bu arzuların tatmin edilebileceği konusundaki umutlarını destekledi. Ve sonuç tüm dünyanın derin bir ıstırap içinde yaşıyor olmasıdır. Bu hiçbir zaman böyle olmamıştı. Bu çok garip çünkü ilk defa insanlar hiç olmadığı kadar çok şeye sahip. İlk defa insanlar daha çok güvenliğe, emniyete, daha çok bilimsel teknolojiye, hiç olmadığı kadar çok konfora sahiptir. Ama daha çok anlamsızlık da mevcuttur. İnsan hiçbir zaman bu kadar umutsuz, daha fazlasını elde etmek için bu kadar çaba içerisinde olmamıştı. Bilim sana arzulamayı verir; meditasyon ise sana arzulamaya ilişkin olarak bir kavrayış verir. Bu kavrayış senin arzuyu bırakmana yardım eder. Ve ansızın şu ana kadar saklı kalmış olan bir şey ortaya çıkar, görünür olur. Varlığının içinden bir şey yukarı doğru fışkırır ve arzulamış olduğun her şey tatmin olur…ve dahası. Hayal etmiş olduğundan, herhangi birisinin bugüne kadar hayal etmiş olduğundan fazlası mevcut. Hayal edilemeyecek saadet üzerine iner. Ama sen zemini hazırla. Doğru toprağı hazırla. Arzulamamak doğru toprağın adıdır. Sadece alıcı bir ruh halinde ol. Saldırgansın; daha fazlasını istiyorsun, bu inceden bir saldırganlıktır. Açık, alıcı, müsait ol…o zaman mümkün olan tüm mucizelere hak kazanırsın.

* OSHO

 

VN:F [1.9.20_1166]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.20_1166]
Rating: 0 (from 0 votes)
Bu yazıyı Beğendiyseniz lütfen sadece kendinize saklamayın, paylaşın!