yıkıcı nefretin kökeni

İnsanoğlu büyük adam olmak için hevesle doludur fakat bir gün anlar ki sadece küçük bir adamdır, mutlu olmak için hevesle doludur fakat bir gün anlar ki sadece mutsuzdur, mükemmel olmak için büyük hevesler taşır fakat bir gün anlar ki sadece kusurlarla doludur, insanlar tarafından sevilen ve sayılan bir kimse olmak için devamlı ümitler taşır fakat bir gün anlar ki kusurlarından dolayı sadece insanların hoşgörüsüne layık görülmektedir. İşte dışına çıkmaya imkan bulamadığı bu utanç duygusu o insanda kuvvetli bir adaletsizlik ve yıkma ihtirası yaratır çünkü bu durumda o kendisini kusurlarından dolayı mahkum eden ve bunun kabahatini kendisine yükleyen gerçeğe karşı bitmez tükenmez bir nefrete bürünmüştür.

Çoğumuz yaşamın küçük bir parçasına tutunur ve bu parça üzerinden bütünü keşfedeceğimizi düşünürüz..
Odamızdan ayrılmadan,nehrin tüm uzam ve genişliğini keşfetmeyi ve kıyısındaki yeşil çayırların zenginliğini algılamayı umarız..
Oysa, küçüçük bir odada yaşıyoruz,hayatı el yordamıyla kavradığımızı ya da ölümün önemini anladığımızı düşünerek,küçük bir tuvale resim yapıyoruz;ama anlamıyoruz..Kavramak için dışarı çıkmak gerek..Ama, bu küçük pencereli odayı terk etmek;yargılamadan,kınamadan,”bunu severim,şundan hoşlanmam,”demeden herşeyi olduğu gibi görmek çok zordur;çünkü çoğumuz parça üzerinden bütünü anlayabileceğimizi düşünürüz…

Tek bir jant teli üzerinden tekerleği anlamayı umarız;ama bir jant teli bir tekerlek etmez öyle değil mi?

* Jiddu Krishnamurti

VN:F [1.9.20_1166]
Rating: 0.0/10 (0 votes cast)
VN:F [1.9.20_1166]
Rating: 0 (from 0 votes)
Bu yazıyı Beğendiyseniz lütfen sadece kendinize saklamayın, paylaşın!